AKARYAKIT SEKTÖRÜNDE AMANSIZ BİR MÜCADELE VAR

Türkiye akaryakıt sektöründe 100’e yakın dağıtım şirketi, 12 bine yakın da istasyon hizmet veriyor. Önemli oranda pazar payı ulusal ve uluslararası şirketlerin elinde, kıyasıya bir rekabet yaşanıyor. Net kâr marjlarının yüzde 2-4 arasında yer aldığı sektörde akaryakıt fiyatları düşüyor. Bu da sektöre zor anlar yaşatıyor. Akaryakıt sektörünün duayen ismi Türkiye Petrolleri Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Met Yılmaz, akaryakıt sektörünün sorunları ve ‘Rafine Yıllar’ adlı kitabıyla ilgili Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni Bilal Koçak’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye akaryakıt sektörüne baktığımızda karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor? Sektörde nasıl bir rekabet yaşanıyor?

Türkiye’de akaryakıt sektöründe 100’e yakın dağıtım şirketi, 12 bine yakın da istasyon var. Akaryakıtta yüzde 80’e yakın ürün, ilk sıralarda yer alan en büyük 10 şirket tarafından satılıyor. Bu 10-11 şirket içinde en baştaki ilk 5 şirketin pazar payı gerçekten çok önemli. Bu şirketleri Petrol Ofisi, Opet, Shell, BP ve Total olarak sıralayabiliriz. Total’i satın alan Oyak, yeni bir piyasa oyuncusu olarak sektöre girdi. Eskiden piyasanın yüzde 70-80’i dört veya beş firma tarafından kontrol edilirdi. Fakat 2000’li yılların sonuna doğru Rekabet Kurumu ve EPDK Türkiye’de rekabetin biraz daha artması için dağıtım şirketi adedinin daha fazla olması adına şirket kurmayı yeni koşullara bağlayarak kolaylaştırdı. Rekabet Kurumu aynı zamanda dağıtım şirketlerinin bayilerle uzun dönemli anlaşma yapılmasının rekabet hukukunu olumsuz etkilediğini düşünerek, bayilerle şirketler arasındaki anlaşmaları 5 yıl ile sınırladı. Bunun ilk uygulaması 2010’da başladı. 5 yılın üzerinde bayide kalan maddi hakların dağıtım şirketlerine iade edilmesine karar verildi. 2020 yılında da yine bir toplu sözleşme dönemi var. Şimdi dağıtım şirketleri ile bayiler arasındaki sözleşme süreci hızla devam ediyor. Bu durum 2021 yılında da devam edecek. Yani sektörde yoğun bir rekabetin yaşandığını söyleyebiliriz.

Dağıtım şirketleriyle bayiler arasında 5 yıllık anlaşma süresi kısa bir dönem değil mi sizce?

Bu süre daha fazla uzatılamaz mı? Evet, 5 yıl kısa bir dönem ama bayilerle dağıtım şirketleri arasındaki anlaşma, rekabet hukuku gereğince 5 yıldan fazla yapılamıyor. Ama dağıtım şirketi olarak gayrimenkulü kiralayıp kendiniz çalıştırmak isterseniz, ona kimse bir şey diyemez. Bayiler ile işbirliği içinde olduğumuz sürece bu iş 5 yıllık sözleşmelerle sınırlanmış durumda. Ama artık bayiler de istasyonlarını dağıtım şirketlerine kiralamaya başladılar. Yani mülkiyet haklarını koruyarak belli bir dönem için vermeye başladılar. Dağıtım şirketleri gayrimenkulü alıp kendi operasyonunu yapabiliyor. Batı ile Türkiye arasındaki en büyük fark; batıda petrol istasyonları dağıtım şirketleri tarafından çalıştırılıyor ve mülk de çoğunlukla şirketlere ait. 1970’lerden sonra içine girdiğimiz ekonomik krizler bizi bayi sistemine doğru yöneltti. İstasyonlar yavaş yavaş bayilere satıldı, bayinin mülkü istasyonlara itibar ettik. Ondan sonra Türkiye’de yerleşik bir sistem oldu bu. Zaten kurallar gereği dağıtım şirketi istasyon ağındaki tüm istasyonları kendi bünyesinde çalıştıramaz, bu kanuna aykırı.

Petrol sektörüne isterseniz biraz daha merceğimizi yakınlaştıralım, ne dersiniz?

Akaryakıt sektörünü kendi elimizle zor hâle getirdik. Bu kadar önemli bir ürünün ve ardındaki olağanüstü gayretli çalışmaların sonucunda geldiğimiz nokta; bayi ve şirket arasında devam edegelen kâr marjı mücadelesi ve her iki taraf için de geçerli olan düşük kâr oranı olmamalıydı. Bayi sözleşmeleri için dağıtım şirketleri arasında amansız bir mücadele var. İstasyonlar arasında da kârsızlığı destekleyen her türlü uygulama… Kâr üretmeyen bir dağıtım sektörü haliyle ne dağıtım şirketini mutlu ediyor ne de bayisini. Rafine Yıllar kitabımda bizi bu denli düşük kâra sürükleyen uygulamaları okuyacaksınız. Sektör daha yaratıcı olabilir ve bazı önlemleri düşünebilir. Tedbir alınması gerekiyor çünkü makroekonomik dengelerin de değişmesiyle günlük hayatı etkileyen gelişmeler var, sektör ve düzenleyici kurum tüketiciyi de koruyarak bir arada çözüm arayabilirler. 1970’ lerin sonunda sektöre hâkim olan hava bizi batıdaki benzer sektörlerden iyice farklı hale getirdi, 1981 yılında sektöre girdiğim için konuyu biliyorum, batıda şirketin istasyon mülklerini kontrol eden ve çalıştıran tarzı ülkemizde bayi operasyonu olarak belirginleşti, bu çok büyük bir farktır, kitapta konuyu anlattım. Büyük sorunlar vardı ekonomik olarak, satacak yakıt bile bulamıyorduk. Kaçak yakıt başımıza dert oldu. Şimdi akaryakıt sektöründe istasyonları şirketlerin çalıştırması gibi bir eğilim başladı. Ama belirttiğim gibi kanunda toplam sattığınız yakıtın ancak belli bir yüzdesini kendi çalıştırdığınız istasyonlardan satabilirsiniz. Sektörün dijitalleşmesi, ürünün komodite oluşu, sektörün konsolidasyonu ve alternatif enerji kitabın içinde yer aldı. Her şeye rağmen bugün yollarda şehir merkezlerinde otoyollarda gördüğümüz istasyonlar gerçekten çok güzel örnekleri barındırıyor, tüketiciyi memnun eden uygulamalar var. Şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri hepimizde hayranlık uyandıran boyuttadır. Sektörün insan istihdamı önemli, ekonomik hayatımıza katkıları da hepimiz tarafından biliniyor.

“ARTIK GEREĞİNDEN FAZLA İSTASYON AÇILMIYOR”

Akaryakıt istasyonları açılırken hangi kriterler dikkate alınıyor? Akaryakıt sektörü 1985’den sonra daha liberal bir ortama ulaştı. Türkiye’de tekrar akaryakıt bollaştı ve çok sayıda istasyon açıldı. 5 kilometre mesafe kuralı vardı, belediye mevzuatında sarihlik yoktu. Bu kural uygulanmadı yeterince. Yani Türkiye’de bugün istasyon enflasyonu varsa aslında o günlerde açılan istasyonlardır bunlar. Petrol Piyasası Kanunu ile beraber bir takım kısıtlamalar getirildi. Şehirlerarası ve şehir içinde bir mesafe kısıtlaması var ve günümüzde bu kurallara uyuluyor. Artık gereğinden fazla akaryakıt istasyonu açılması söz konusu değil. Sağlık kurallarına dikkat ediliyor ve okul, cami ve park gibi insanların toplu yaşadığı yerlerden daha uzak mesafelere istasyon açılmasına müsaade ediliyor. Yani isteyen istediği yerde akaryakıt istasyonu açamıyor. Belediye, karayolları ve TSE’nin kuralları var.

Peki sektördeki 12 bine yakın akaryakıt istasyonu hangi şirketlere ait? Nasıl bir paylaşım var?

Türkiye Petrolleri’nin 660 civarında istasyonu var. Sektörde pazar lideri PO, bin sekiz yüze yakın istasyona sahip, Opet’in de ona çok yakın. Örneğin sektörde yüzde 1-1,5 pazar payı olan bir dağıtım şirketinin 600 tane istasyonu olabilir. Ama istasyon başına düşen satış çok düşüktür. Burada önemli olan istasyon başına düşen satışın mümkün olduğu kadar yüksek olmasıdır. Örneğin günde 20 bin litre satan bir istasyon iyi bir istasyondur. Ama günde bin litre satan bir istasyon çok fazla gelir getirmeyen bir istasyondur. Şehir merkezlerinde çok aracın girdiği istasyonlar daha cazip. Nakit ve kredi kartı satışı çoktur. Kırsal kesimdeki istasyonlar, tarım kesimine hitap eden istasyonlar biraz daha az satış yaparlar, veresiyesi boldur. Yani bir yatırımcının istasyon açarken en çok dikkat etmesi gereken konu, bölgenin ne kadar trafiğe sahip olduğu ve ticari sahanın özellikleridir.

“TÜRKİYE’DE AKARYAKIT İSTASYONU SAYISI YETERLİ”

Türkiye’de akaryakıt sektöründe 12 bine yakın istasyon sizce yeterli mi?

Bence yeterli. Türkiye’de yeterli istasyon sayımız var. Şehirler büyüyor ve yeni yerleşim alanları açılıyor. Eğer bu bölgelerde ihtiyaç varsa tabi yeni istasyonlar açılabilir. Yeni otoyollar yapılıyor. Bu yollar üzerinde yeni istasyonlar yapılabilir. Öncelikle istasyon bir ihtiyaca cevap vermeli. Hem dağıtım şirketleri hem de bayiler bunun karşılığında makul bir gelir elde etmeliler. Bunun ticari bir faaliyet olduğunu unutmamalıyız.

Akaryakıt şirketlerinin sektördeki pazar payları hakkında bilgi verir misiniz?

Petrol Ofisi ve Opet’in pazar payları yüzde 20 civarında çok yakınlar, Shell yüzde 16, BP yüzde 8 pazar payı var. Petrol Ofisi’nin sahibi olan Vitol, dünyaca ünlü bir Hollanda şirketi. Opet yerli markamız, Koç Grubu şirketin yüzde 50 ortağı. Oyak’ın aldığı Total ise yaklaşık yüzde 5 pazar payına sahip. Türkiye Petrolleri’nin pazar payı yüzde 4 civarında. Aytemiz de benzer bir pay ile sektörün önemli oyuncuları arasında yer alıyor.

Petrol Piyasası Kanunu sektöre neler kazandırdı?

Petrol Piyasası Kanunu sektör için çok önemli kazanım. Biz 1980’lerden itibaren piyasanın disiplinsizliğinden çok yakındık. Kuralların olmaması, kurallar olsa bile, kuralları tanımayan insanların çok oluşu, birtakım uygulamaların, kriterlerin getirilmemesi, kaçak akaryakıt, kalitesiz akaryakıt, kamuyu aldatmaya yönelik faaliyetler, yakındığımız temel konulardı. Bunlar için Ankara’ya çok gittik. O zaman Petrol İşleri Genel Müdürlüğü vardı. Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) yoktu. Devlet 2000’li yılların başında EPDK’yı kurarak piyasanın düzenlenmesine yardımcı oldu. Rafine Yıllar kitabımda anlattım.

“BİRLEŞMELER VE SATIN ALMALAR DEVAM EDECEK”

Mobil ve BP’nin birleşmesi nasıl gerçekleşti?

Bu konu petrol şirketlerinin birleşmesine çok iyi bir örnek. Mobil ve BP’nin birleşmesi bir ihtiyaçtan kaynaklandı. Mobil bir Amerikan şirketidir ve BP İngiliz kökenlidir, Avrupa piyasasındaki süpermarketlerin akaryakıt sektörüne girmesinden çok rahatsız oldular. Özellikle Fransa ve İngiltere’de süpermarket zincirleri kendi markalı akaryakıt istasyonlarını açarak ve fiyatları da indirerek büyük bir rekabet başlattı. Zaten kârları azalmakta olan ve tek başına faaliyet göstermekte zorlanan şirketler de birleşmeye mecbur oldu. Mobil ve BP’nin birleşmesini ben bu şekilde görüyorum. Günümüzde petrol şirketlerinin el değiştirebildiğini görüyoruz, bu durum devam edecek. Birleşmeler ve satın almalar akaryakıt sektöründe sürecek.

“AKARYAKIT SEKTÖRÜNDE KÂR ETMEK İÇİN ÇOK SATMAK GEREKİYOR”

Akaryakıt sektörü yatırımcılar için kazançlı bir sektör mü? Sektördeki kârlılığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akaryakıt sektörü dışarıdan çok kârlı görünür ama akaryakıtta net kâr yüzde 2 ile 4 aralığını geçmez. Özellikle 2015’ten sonra kâr marjlarında dikkate değer bir artış oldu. Şu anda yüksek seviyeye gelmiş görünse bile bu kâr marjları bayilerde, istasyonlarda ve dağıtım şirketlerinde kalmıyor, zaten sorun burada.

Akaryakıt sektöründe net kârlılık oranının yüzde 2 ile 4 arasında olduğunu söylediniz. Peki parayı kim kazanıyor ?

Sektörde net kar marjları yüzde 4’ü geçmiyor. Parayı kazanan yok aslında, tüketici kazançlı çıkıyor diyebiliriz ama o da farkında değil. Çünkü bu bir gider herkes için. Hem de zaruri bir gider, mecburen alıyor ve aldığı ürünü de görmüyor. Bu nedenle ben Rafine Yıllar kitabımda alt başlık olarak, ‘’Görmeden Alınan Ürünün Hikâyesi’’ dedim. Dağıtım sektörünün faaliyet giderleri çok fazla, çalışan sayısı da çok fazla. Giderler sürekli artıyor. Petrol piyasasını düzenleyen kurallar da açıkçası masraf getiriyor sektöre. Örneğin, bugün kaçak akaryakıtı önlemek için marker uygulaması var, çok yararlı, marker uygulaması birtakım önemli masraflar getiriyor, muhafaza edilmesi ve güvenlik önlemlerinin alınması çok önemli. Çeşitli standartların sağlanması için de masraf yapmanız gerekiyor. Sürekli bakım yapmalısınız, çevre ve sağlık önlemleri kaçınılmaz masraflar. Bir taraftan başka giderleriniz var, kredi kartı komisyonları örneğin. Tank temizliği, elektrik bakımları, elektrik faturaları, su giderleri, atık su önlemleri, sigorta giderleri. Sektör 365 gün tatil yapmadan açıktır biliyorsunuz. O kadar çok ki giderler. Emek yoğun sektördür. Diğer taraftan da işletme sermayenizi yükseltmek durumundasınız. Akaryakıt sektöründe faaliyet sürdürmek gerçekten zor.

Akaryakıt istasyonlarında market uygulaması epeyce yaygınlaştı. Benzin istasyonlarındaki marketlerin akaryakıta göre daha fazla kâr elde ettiklerini söyleyebilir miyiz?

Market cirosu çok yüksek olan istasyonlar var. Özellikle şehir merkezlerinde ve otoyollarda. Bayiler bu konuya önem vermeye başladılar. Gayrimenkulü kiralayan dağıtım şirketleri de şimdi akaryakıt faaliyetiyle beraber marketçiliğe de giriyor ve kârlılık durumlarını dengelemeye çalışıyorlar. Dağıtım şirketlerinin bayi sözleşmeleri çoğunlukla market kısmını kapsamaz. Çünkü marketi de çalıştırmak kolay bir iş değildir, ekibiniz olması gerekiyor. Türkiye Petrolleri olarak örneğin biz çalıştırdığımız istasyonlarda market faaliyetlerini kendimiz yapıyoruz ama sayısı şu anda 3-4 civarında. Ama bu sayı örneğin 200-300 olduğu zaman mutlaka burada bir perakende grubu kurmanız lazım ya da bir alışveriş grubu ile anlaşmanız gerekir. Önemli olan burada tüketicinin mutlu olması. İstasyonlara giren müşteriler öncelikle akaryakıt almak için geliyor. Gelmişken de markete uğruyorlar. İstasyonlardaki marketlerin avantajı 24 saatte açık olmaları. Market geliri birim kârlılık açısından çok avantajlı ama gelirin çoğu akaryakıttan gelir çünkü birim kârı az olmasına rağmen cirosu daha yüksektir. En azından birçok istasyonda durum bu, istisnalar olabilir.

Elektrikli araçlar yollarda artmaya başladı. Türkiye’nin yerli otomobili TOGG da elektrikli bir araç. Elektrikli araçların çoğalması akaryakıt sektörüne bir darbe vurur mu?

İnsanoğlu daha iyi yaşamak için devamlı bir arayış içinde. Devamlı alternatif enerji kaynakları arıyoruz. Küresel ısınmanın olmaması için alternatif enerji kaynaklarını kullanmaya başlayacağız. Ama benzin, motorin gibi kaynaklar hep var olacak, daha çevreci duruma gelecekler. Yani gelirden ziyade olaya insanlık , çevrenin korunması açısından bakmak lazım. Bazı ülkelerin kanuni müeyyideler getirdiğini biliyoruz. Belli tarihten sonra dizel araç satılmayacağı hatta üretilmeyeceği dile getiriliyor. Tarihi şehirlerde öncelik olmak üzere yeşil zonlardan bahsediliyor. Küresel ısınma ve çevre açısından bir değişim hareketinin başladığını görüyoruz. Peki ne olacak? Tabi ki bazı iş kolları eski önemini yitirecek. Artık enerji tedarik etmek için sadece istasyonlara da gitmeyebiliriz, belki bahçede belki otelde belki de otoparklarda araçlarımızın enerji ihtiyacını karşılayacağız. Belki otoyola çıktığımız zaman istasyondan yedek pil alacağız, eskisini bırakacağız. Artık dünyanın belli başlı akaryakıt şirketlerinin elektrikle ilgilenmeye başladıklarını görüyoruz. Elektrik şirketleriyle birleşmeler yapıyorlar. Geleceklerini kendilerine göre çizmeye çalışıyorlar. Alternatif enerjiyi sadece elektrikle kısıtlayamayız, birçok başka kaynak var. Rafine Yıllar’da incelemeye çalıştım. Ayrıca içinde bir alıntı da var, değerli bir araştırmacıdan. Çevreci diye düşündüğümüz kaynakların da çevreye tamamen zararsız olduğunu söyleyemiyoruz. Bu arada kendi fikrim olarak belirteyim,TOGG çok hoşuma gitti, inşallah sonu başarılı ve hayırlı olur.

Türkiye’deki akaryakıt istasyonlarının elektrikli ünitelere dönüşümü konusunda nasıl bir dönüşüm yaşanacak?

Bugün için elektrikli şarj üniteleri istasyonlarımıza yerleşmeye başladı. Belki elektrikli araçlar çoğaldıkça kuyruklar oluşmaya başlayacak. Bu sefer elektrik şarj ünitelerine daha fazla yer ayıracağız. Yani adetlerini artıracağız ama birde bakacağız ki, bazı istasyonlarda aynı trafiği göremeyebileceğiz çünkü insanlar enerjilerini tedarik etmek için AVM ünitelerini kullanacaklar, şarj gereksinimlerini parklarda, evlerinin garajlarında daha birçok farklı yerde karşılayacaklar.

“AKARYAKIT SEKTÖRÜNDE BİZLERİ BİR DEĞİŞİM BEKLİYOR”

Yani bu durum akaryakıt istasyonlarının geleceğini tehdit eden bir gelişme mi?

Mutlaka. Fırsat da yaratabilir ayrıca bazıları için. Yani 12 bin istasyonun da aynı şekilde enerji tedarik edebileceğini düşünmüyorum açıkçası. Belki bu istasyonlar başka yerlere dönüşecek. Belki o yerlerde başka işler yapılacak. Bir değişim bizi bekliyor. Örneğin doğalgaz geldi, yavaş yavaş yayıldı, önce büyükşehirlerden başladı. Gelişmeye devam ediyor ama hâlâ doğalgaz erişimin olmadığı yerler var. Akaryakıttan elektrikli sisteme geçiş sürecine de böyle bakmak lazım. Tedarik ve sürdürülebilirlik önemli bir başlık . Fiyat yani işin ekonomisi ayrı bir konu ele alınması gereken konu. Ayrıca elektrikli araç teknolojisini bekleyen sorunlar var, mutlaka zaman içinde çözülecektir. Değişim beraberinde çözümü de getiriyor. Türkiye’ye ilk kurşunsuz benzinin gelişini kitabımda yazmıştım, büyük bir kaos içindeydik.

“AKARYAKIT SEKTÖRÜ ÇOK FAZLA KİŞİYE EKMEK İMKANI SAĞLIYOR”

Akaryakıt sektöründeki istihdam oranı hakkında sizden bilgi alabilir miyiz? Sektör ne kadar kişiye ekmek imkanı sağlıyor?

Müthiş bir rakam bu. Türkiye’de yaklaşık 12 bin adet istasyon var. Her istasyonda büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre 5-25 arası personel çalışıyor. Bunların da 2 ya da 3 vardiya çalıştığını düşünürseniz çok büyük bir insan gücünün istihdam edildiğini görüyoruz sektörde. Çok fazla aile geçimini akaryakıt sektöründen karşılıyor. Bir de depolar, nakliye yani tankerler var çalışan işin içinde. Dağıtım şirketi ve bayiler ile çalışan sürekli onlarla beraber olan bakım ekipleri dolayısıyla büyük bir insan sayısından bahsediyoruz. n Akaryakıt sektöründeki dönüşüm ciddi bir istihdam sorununa neden olur mu? Evet olur ama sadece akaryakıt sektöründe geçerli olan bir durum değil bu. Otomasyon, dijital teknoloji maalesef istihdamı tehdit eder duruma geliyor, bu bütün sektörler için geçerli bir durum. Ama farklı iş kolları da çıkıyor bağlantılı olarak. Bu zaten hemen gelişecek bir durum değil, buna 1520 yıllık bir zaman diliminde bakmak lazım. Akaryakıt kâr marjlarının dar aralıkta olması ve alternatif işlerin daha cazip olması bakımından bayiler, istasyonlarını şirketlere vermeye başladılar. Çokluk ekonomisi ile istasyon çalıştırmak anlamlı olabilir. Bu, ‘Bayi malı ama şirketin çalıştırdığı istasyonlar’ olarak tanımlanıyor. Bunun sayısı Petrol Piyasası Kanunu’na göre şirketler için satışlarının yüzde 15’ini geçemez. Akaryakıt kar marjının az olması, alternatif işlerde biraz daha kâr marjının yüksek oluşu bayileri o tarafa doğru yöneltiyor. Diyor ki 5 senelik sözleşmelerle istasyonumu alıp 5 sene boyunca kiralar mısınız? Diyelim ki dağıtım şirketi olarak aldınız, işin ekonomisi düzgünse ya kendiniz çalıştıracaksınız ya da istekli başka bir bayiye vereceksiniz. Ama şirketler genellikle böyle bir durumda kendileri çalıştırmak istiyorlar, tabi bunun için de bir ekip kurmak gerekiyor, denetim çok önemli.

Hidrojen enerjisinin geleceğin enerji kaynağı olduğu söyleniyor. Geleceğin enerjileri sizce ne olacak?

Bu konuda daha pek çok buluş var alternatiflerin olduğunu biliyoruz, hidrojen bunlardan biri, tam yanma sağlayan bir yakıt türü. Bilim adamlarının daha farklı enerji kaynaklarını otomotiv sektörüne sunacakları görüşündeyim. Ama bize en yakın enerji kaynağının şu anda elektrik olduğu kanısındayım. Ancak elektrik anlamında enerji kaynağının ulaşılabilir olması gerekiyor. Yani tedarikinin kolay ve sürdürülebilir olması lazım. Ekonomik olarak da insanların bunu bütçelerine uygun olarak sağlayabilmeleri gerekiyor.

“PETROL FİYATLARI DÜŞÜYOR”

Son dönemde ham petrol fiyatlarının düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörde bu denli peş peşe düşüşü hiç yaşamadık, Ocak ayından bu yana devam eden bir gelişme bu. Rakam önce 30 doların altına indi. Şimdi Nisan sonuna geliyoruz Brent 16 Dolar seviyesinde tam bir çöküş oldu. Neden çok basit dünyadaki tüketiminin pandemi nedeniyle azalması. Petrol ithalatçısı ülkemizin ekonomisi, cari dengemiz için, tüketiciler için iyi haber. Bütçeleri petrol gelirlerine bağlı ülkeler için kötü gelişme, üretici olan Opec artı ülkeleri gibi. O ülkelerin gelir dengesinin bozulması yaptığımız ihracatımızı, turizmi etkiler mi bunu göreceğiz. Azalan petrol faturamızın tüketiciler için yararlı olması için tüketim olması gerekiyor. Bugün hem Türkiye hem de dünyanın sorunu bu. Ben ülkemizin petrol faturasının azalması ile çıkış yakalayacağına inanmak istiyorum. Alternatif enerji kaynaklarına hızla gittiğimiz günlerde petrolün eski günlerdeki gibi gündemi doldurması gerçekten çok ilginç oldu. Fiyatı düşüyor, fiyat istikrarı için üretimi azaltılıyor, kararlar alındı. Mayıs başında 10 milyon varil kısılacak sanırım yeterli olmayacak. Küresel petrol piyasasındaki pazar payı kaybetmeme endişesi bazı ülkeleri üretim kısmakta zorluyor. Petrol fiyatlarını yükseltmek için yapılan her üretim kesintisi kaya petrolü üreticilerinin avantajına dönüşüyor. Yaz aylarının ortasında durumun toparlanacağını, ülkelerin asıl gündemlerine dönmesini ümit ediyorum. Tüm bu olanların temiz enerji ve fosil yakıtların neden olduğu dünyadaki küresel ısınmanın önüne geçilmesi gündemini erteleyeceği kanaatinde değilim. Akaryakıt fiyatları Tüpraş tarafından açıklanıyor Türkiye’de. Bir formülü ve parametreleri var, dolar kuru, ham petrol fiyatı, vergiler ve dağıtım marjları gibi. 1980 ve 1990’lı yıllarda böyle değildi, daha çok hükümetlerin enerji bakanlıklarının aldığı kararla belirlenirdi. Yani bağımsız kriterlere bağlı değildi. Petrol Piyasası Kanunu’yla beraber kurallara bağlandı. Birtakım etkenler fiyatlarda etkili oluyor. Fiyatların devlet kontrolünde olduğunu söyleyemeyiz. Müdahale çok gerekli olduğu zamanlarda yapılıyor. Bununla aynı fikirde oluruz veya olmayız ayrı konu. İki örnek verebilirim birincisi marjları yüksek bulan EPDK 2009, 2014 ve 2015 de müdahale etti, üçer ay boyunca. Bir de fiyatların tüketiciyi etkilememesi için eşel mobil sisteminde devlet vergiden fedakârlık etti ve pompa fiyatlarını yükseltmedi.

Son günlerdeki pompa fiyatlarının ciddi bir şekilde düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyadaki petrol fiyatlarının düşmesi ülkemizde de pompada yansımasını buldu. 2020 yılının başından bu yana sürmekte olan fiyatlar pandeminin etkisiyle peş peşe geri gelmeye devam ediyor. Fiyatların düşmesinin nedeni dünya ticaret hacmindeki büyük azalma ve petrole talebin düşmesi. Ülkemizde de sektörlerdeki yavaşlama, izolasyon, yollardaki araçların azalması neticesinde akaryakıta talep düştü. Şehir merkezlerindeki istasyonlarda yüzde 70 satış azalması var, ülke genelinde yüzde 40-55 arasında talep azaldı, şimdilik! Sektör satış raporları takip eden aylarda gelir, daha detaylı rakamlar göreceğiz. Biz dağıtım şirketleri tüm istasyonlara yasa gereği otomasyon sistemi kurarız, tank hareketi pompa satışlarını görebiliriz, durum maalesef böyle. Sektörümüz bayisi ile dağıtım şirketleriyle tümüyle mağdur olanların arasında değerlendirilmelidir, bu doğrultuda talebimiz var, bunun yetkililer tarafından anlayışla karşılanacağını umuyoruz.

Petrolün geleceği nasıl olacak?

Alternatif enerjiler petrolün tahtını sarsabilir mi? Petrolün geleceği, alternatif enerji kaynaklarının geleceğiyle çok orantılı. Ancak yeni enerji kaynaklarının da insanları yollarda bırakmaması lazım. Önemli olan bundan sonra kullanacağımız enerji kaynağının bulunabilir, sürdürülebilir, ulaşılabilir ve ekonomik olması. Bu olursa ancak petrolün geleceği etkilenir. Bu olmazsa petrol yine bugüne kadar gördüğü işlevi görmeye devam eder. Bunu bekleyip göreceğiz, mesela hidrojeni her yerde bulabilecek miyiz? Ben alışveriş merkezine gittiğimde aracım için hidrojen bulabilecek miyim? Ama belki elektriği daha rahat bulabileceğim, o zaman o tür araçlar geleceğin otomotiv sektöründe daha popüler olacaktır.

‘Rafine Yıllar’ isimli bir kitap yazdınız. Kitabınızın adını niye ‘Rafine Yıllar’ koydunuz?

Rafine, bildiğiniz gibi arıtılmış, inceltilmiş, saflaştırılmış demek, bizim sektörümüzde çok önemli teknik bir sözcük. Ham petrolden çıkan rafine edilmiş ürünleri istasyonlarda tüketiciyle buluşturuyoruz. Aynı zamanda bir anlam daha yüklü isimde; Sektörümüzün son 40 yılda temel sorunlarının nasıl azaldığını, nasıl daha güvenilir bir iş düzeni oluşturduğumuzu, başımızdan geçen her önemli sorundan nasıl arındığımızı, karmaşadan sonra rafine bir sektöre nasıl kavuştuğumuzu okuyucuya anlatıyorum.

Rafine Yıllar adlı kitabınızda hangi konuları vurguluyorsunuz?

Kitap roman tadında akaryakıt sektörünü -elbette madeni yağ ile beraber- 1980’lerden alıp bugüne getiriyor. Aşırı teknik olmamasına özellikle önem verdim. Herkese hitap etmesini istedim; kariyerinin başında olan gençler, çocuk yetiştiren ebeveynin eğitim dünyasında yaşadıkları, çalışma hayatında olanlar, iş hayatında taraflar arasında denge kurmaya çalışan profesyoneller, performans için çarpışanlar, geleceği düşünenlerin dünyası, yani birçok kesim var içinde. Ben bu kitap hepimizin eseri derken bir gerçeği yansıtmak istiyorum, hangi sektörde çalıştığımız çok da önemli değil, değişimi yakalamak isteyenler, değişimin kaçınılmaz olduğunu anlayıp yaşayanlar yalnız olmadıklarını görüp zevkle okuyacaklar diye düşünüyorum. Rafine Yıllar 400 sayfa, altı bölümden oluşuyor. Bir şirket yöneticisiyken şirket aracımın yakıtını ödemiyordum. Yıllarca böyle devam etti ancak kendi aracına cebindeki para ile yakıt alanları hep izledim, sonra benim de başıma geldi elbette ara verdiğim dönemlerde, tüketicinin ne hissettiğini biliyorum. Görmeden alır, biter yeniden alır. Kitapta sektördeki kurallarımızdan söz ettim, onlar için çok mücadele verildi, sektör kaçak belâsından kurtulmak için elinden geleni yaptı aslında. İstasyonlarda görevlilerin saydığı paraların çok az kısmı kazançtır, bu da pek bilinmez. Kitap; bayilerimizi çalışanlarımızı, iş yaptığımız tedarikçileri, yurt dışından gelen misafirlerimizi, İngiltere ortamındaki sektörü, gözlemlerimi, yaşadıklarımı anlatıyor, senelerin birikimi izlenimlerimi bir hayli artırdı. Göz önünde olan, birçok insanın bir ‘’aile’’ diye tanımladığı sektörün paydaşlarının birçok bilinmezi vardır. Önemli bir sektör ama ne yazık ki tüketici nezdinde zaman zaman çok itibar kaybetti, kendini bilmez, saygısız özensiz insanları bu sektörde gördük, ayrıca çok iyilerini de izledik. Bu kadar göz önündeki sektör elbette hükümetlerin, iş hayatının radarında oldu. Biz sade vatandaş olarak istasyonların pompa adalarına yanaşıp görmeden onlarca lira veriyor ve alıyoruz, peki bunun ardında nasıl bir dünya var, hepsini kitapseverlere sunmak istedim. Satırların mizahi yanları var, tatlı acı anılar kitapta yer alıyor. Birçok uygulamayı yurt dışı örnekleri ile mukayese etme imkânı buldum.

Sizi motive eden şey neydi kitap yazma konusunda, ne kadar sürdü yazmak?

4 yıla yakın sürdü. Neden yazdığıma gelince: En önemli neden, gelecek günlere bir referans bırakma isteği oldu, şimdiye değin bu konuda yazılan bir eser yok. Geçmişi bilmeyenler var, nereye gittiğimizi de merak ediyorlar. Sektör dışından okurlar da ilgiyle okuyorlar. Depolarını yakıt ile doldurmak birçok insanı ilgilendiriyor, güncel bir konu. Merak edilen bir iş ortamı bizimki… Kitapta profesyonel iş hayatında basamakları tırmanmak isteyen çalışanlar için karşılaşabilecekleri sorunlar, sürprizler var, çok farklı şirketlerde ve görevlerde çalışmanın ilginç hikâyeleri yer alıyor. Okuyan kişilerin ‘Rafine Yıllar’da kendilerinden bir şey bulacağından eminim.

SEKTÖRDE BİRLEŞMELER SÜRECEK

“Günümüzde petrol şirketlerinin el değiştirdiğini görüyoruz, bu durum devam edecek. Birleşmeler ve satın almalar akaryakıt sektöründe sürecek. Mobil ve BP’nin birleşmesi bir ihtiyaçtan kaynaklandı. Mobil ve BP Avrupa piyasasındaki süpermarketlerin akaryakıt sektörüne girmesinden çok rahatsız oldu. Özellikle Fransa ve İngiltere’de süpermarket zincirleri kendi markalı akaryakıt istasyonlarını açarak ve fiyatları da indirerek büyük bir rekabet başlattı. Zaten karları azalmakta olan ve tek başına faaliyet göstermekte zorlanan şirketler de birleşmeye mecbur oldu. Mobil ve BP’nin birleşmesini ben bu şekilde görüyorum.”

Kaynak : Ekovitrin

Ahmet Mert Yılmaz Röportajı